İlk 12 bölüm:
http://www.webkutlu.com/kitap-oku-indir/10498-midnight-sun-gece-yarisi-gunesi-kitap-ozeti-ilk-12-bolum.html

13. Bölüm : Benim Sıram


Hiçbir şeyi geri dönmek ve onunla kalmaktan daha fazla istemeden arabayı sürdüm. Tüm bunlar gittikçe kontrolden çıkıyordu. Asla böyle hissetmemiştim hatta Bella’ya olan ihtiyacım ve cazibesi bile hiç bu kadar olmamıştı. Bella’ya her şeyden daha çok ihtiyacım vardı ve bu yoğun duygu benim için çok yeniydi. Hatta ilk gün Bella biyoloji dersinde yanıma oturduğunda bile bu ihtiyacı hissetmemiştim.

Bir süre eve gitmeyi istemeyerek amaçsızca sürdüm.Şu an için pek mümkün olmamasına rağmen Bella’yla birlikte olmak istedim,fakat eve gitmek istememe sebebim bu değildi.Biliyordum ki gittiğimde yüzleşmem gereken bir cehennem olacaktı.Eğer Rosalie beni parçalara ayırmaya kalkışırsa bu çok da sürpriz olmazdı.Büyük ihtimalle diğerleri parçaları birleştirene kadar o yakmanın bir yolunu bulmuş olurdu.Önceden düşüncelerinden ne kadar kızgın olduğunu biliyordum ve o tam olarak sakinleşecek bir tip değildi.

Sonunda kaderime razı oldum ve saatte 90 mil hızla eve doğru yol aldım.Bu çok yavaştı fakat kaçınılmaz olanı elimden geldiğince geciktirmek istedim.Yine de evden sonsuza dek uzaklaşmak istemem gibi değildi.Şimdi Forks’u terk edemezdim.Bella vardı- onu terk etmek için artık çok geç olduğu gerçeğine kendimi bırakmıştım;onu bırakmak için çok bencildim -- ve şef Swan’ın oraya taşınmama izin vereceğini hayal edemiyordum.Vampirler birlikte yaşamak için tam olarak en iyi insanlar değillerdi.

Ah,Bella,onun geçen gece araba sürüşümden nasıl dehşete düştüğünü aklıma gelince kendi kendime kıkırdadım.Bir vampirle bir arabanın içindeydi ve onun düşündüğü bir trafik kazasında kolayca ölebileceğiydi.

Ben yanaşırken Rosalie beni dışarıda bekliyordu.Yağmurun başladığını fark etmiş gibi görünmüyordu.Saçları için bile endişelenmeyecek kadar çıldırmıştı.Ah,ne kadar günahkar!!

İçinden bana karşı ettiği bütün küfürleri biliyor olmam gerçeğine rağmen arabadan dışarı adımımı attığım anda bağırmaya başladı.

“Seni budala!”diye cırladı.Seni bencil,düşüncesiz piç!Bunu nasıl söyleyebilirsin bir -- bir insana? Bunu bize nasıl yapabildin? Bu çıtkırıldım, sıcak kanlı kaltak gerçekten bizden daha mı önemli?”

Bu beni delirtti.Ne cüretle benim Bella’ma kaltak diyebilirdi?Aynı okulda okuduğumuz yeni yetmelerin yaptığı türden kaba konuşmalar yapacak kadar alçalıyordu.

“Ben bencilim?!”diye gürledim.”Rosalie,ben hayatımda senin kadar benciliyle karşılaşmadım.Bu kadar çıldırmanın tek sebebi şimdi yeniden taşınmak zorunda kalmamızdan korkman;çünkü alıştığın yerden kopacaksın.Bizim sırrımız bundan daha az umrunda.Kendinden başka kimse umrunda değil.”

“Seni piç!”diye hırladı,arkasına birkaç tane daha korkunç küfür ekleyerek.

Dişlerini göstererek bana doğru bir hamle yaptı,ben de saldırdım.Normalde aileden birini incitmeye karşıydım fakat Bella’ya –benim masum Bella’ma- kaltak demişti.Bu her şeyden daha büyük bir hakaretti hatta Jessica’nın düşündüklerinden bile.Rosalie’yi parça parça etmek istedim.Tabi ki Emmett’in onu daha sonra tekrar bir araya getirmesine müsaade ederdim fakat şu anda biraz acı vermek istiyordum.Biz vampirlerle ilgili harika şey -- bizler dev birer yap bozduk.

Fakat birbirimize zarar veremeden önce Emmett beni Rosalie’nin üzerinden çekti.Zavallı Alice’in de şimdi incecik kollarında sarsılan ve homurdanan Rosalie’yi yapabildiğince geride tuttuğunu gördüm.

“Bırak beni!”diye cırladı.”Tanrım bana yardım et,Alice,bırak beni!Gelsene uğursuz piç!”

“Rose,”Emmett uyardı ” Ben de ona kızgınım, sanma ki değilim.Fakat biliyorsun ki onunla kavga edemezsin.Kimse yapamaz.”

Rosalie hırladı fakat Alice’in kollarında çırpınmayı da bıraktı.

“Emmett sen Edward’ı dışarı çıkar,”dedi zil çalarcasına bir sesle.”Şimdi onu incitmeyecek.”

Emmett,Alice’i dinleme konusunda ihtiyatlı görünüyordu fakat kimse onun görüleriyle tartışmaya girmezdi.Beni dışarı çıkardı ve ondan uzaklaştım.Jasper etrafımızdaki havayı sakinleştirerek verandaya doğru yürüdü.Yine de bana hayal kırıklığı içinde bakıyordu.

Bu insan kız gerçekten tüm bunlara değer mi?diye düşüdü.

“Eğer o Alice olsaydı,sen bundan farklı davranır mıydın?”dedim.

“Sanırım davranmazdım,”dedi bu kez yüksek sesle. “Yine de sanırım olan oldu.Hepimiz sonuçlarını göreceğiz.”

“Yararını görmeyeceğimizi nereden biliyorsun?”diye sordu Alice.Sesi daha önce Jasper’la konuşurken hiç duymadığım şekilde daha sertti.Hala Rosalie’yi tutuyordu.Onun saldırmayacak gibi durduğu tek kişi bendim.Rosalie hala çok tehlikeliydi.

“Bu şekilde asla işe yaramaz,”dedi Jasper asık bir suratla.”Biz hiç insanlarla bir arada olmadık.Bu daima ölümle sonuçlandı.”Bana imalı bir bakış attı ve ekledi,”Ya da daha kötüsü.”

Hırladım.

“Git,”dedi Alice.”Rose yarın sabaha kadar sakinleşecek.”

“Kendi adıma konuşabilirim,”diye patladı Rosalie.”Ve cehenneme olan inancım kadar eminim ki olmayacak.”

“Cehenneme olan inancın…”dedi Emmett arkamdan dalgınca.Hiç biri ölümden sonra hayata inanmıyodu.Özellikle Rosalie.Onu yaşadığımız bu lanetli hayata sokan Tanrı’ya inanmazdı.

“Tamam,Alice,”dedim.Emmet t’e döndüm ve ellerimi yenilmiş gibi kaldırdım.”Kusura bakma adamım ama senin karın şu anda bana göre biraz psikopat.”

Bu acımasızcaydı fakat hala hiddetliydim. Birinin kafasını sökmeden önce sinirimi bir şekilde dışarı atmak zorundaydım.

“Tam dedin,”dedi Emmett.

Aceleyle arabaya bindim ve arkamdaki fiyaskoyu geride bırakarak çabucak sürdüm. Yine amaçsızca sürmeye başlamıştım.Belki Port Angeles’a gidip dönene kadar Bella uyumuş olurdu.

Hayır.Her zaman yaptığım gibi yirmi kez gitmek bana sadece bir saat verirdi.Bu güvende olmak için daha iyiydi.Seattle’a gittim ve birkaç kısa saat içinde Forks’a geri döndüm. Bu zamanın önemli bölümünü almıştı. Swan’lar erken yatmıştı,sadece arabayı eve bırakacak ve Bella’ya koşacaktım.

Penceresine tırmandığımda çoktan konuşmaya başlamıştı. Orada sadece yatarken bile muhteşem görünüyordu. Uykuda bile yanaklarında hafif bir pembelik vardı ve ay ışığında mavi gibi görünen kremamsı teniyle oluşturduğu kontrast hayret vericiydi. Battaniyeyi boğazına kadar çekmesine memnun oldum.Uyurken o çirkin kazağı giymediğinden çok emindim.

Ona dokunmak karşı konması imkansız bir dürtüydü. Fakat onun sıcak tenini hissetmeden de kokusu yeterince baştan çıkarıcıydı zaten. Sallanan sandalyeye oturdum ve sadece onu izledim.

“Çok geç,”diye mırıldandı.”Sorun değil.”

Neyle ilgili rüya gördüğü hakkında iyi bir tahminim vardı.

“Edward!”dedi.”Seni seviyorum.”

Atmayan kalbimin resmen uçtuğunu hissettim. Beni seviyordu.Bella beni seviyordu.Tabi ki bugün,benim ona onun bana hissettiği kadar güçlü duygular beslemediğimi söylediğinde bunu anlamıştım.Ben de onu sevdiğim gerçeğini kesinlikle saklamaya çalışmamıştım.Bu artık besbelli ortadaydı.O da beni bütünüyle seviyordu.

Yine de bazı şeyleri bilmek ve duymak farklıydı, gurur vericiydi.

Ondan sonra birkaç kez daha adımı sayıklamak dışında pek bir şey demedi. Sık sık uyandı,kıpırdandı ve yerinde döndü.Alarm haline pencere pervazındaydım,bir anlık farkındalıkla çıkardım.Neyse ki beni fark etmedi.

Hayatımın en iyi gecelerinden biriydi.Beni sevdiğini bildiğimden beri uçuyordum.Sevebileceği o kadar kişi - Mike,Eric ve özellikle onu aklından çıkarmayan Tyler- varken o beni seviyordu.Tabi ki ben en tehlikeli seçimdim.Eğer böyle lanet olası bencil olmasaydım,bırakır giderdim.Fakat o beni seviyordu.

Ertesi sabah kapıdan çıktığında ben onu dışarıda bekliyordum. Hiç duraksamadan arabaya bindi.

“Günaydın. Bugün nasılsın?” diye sordum.

Keşke nasıl hissettiğini söyleseydi. Bunu uykuda söylediğini duymakla bilinçli olarak söylediğini duymak tamamen farklı şeylerdi.

“İyiyim, teşekkürler.”

Tüm bu formalitelere gülmemeyi başardım.

“Yorgun görünüyorsun.”dedim yine bir gülmeyi bastırarak.

“Pek uyuyamadım.”diye doğruladı tereddütle, saçını arkasına saklanmak istercesine önüne aldı.

Ona gülümsedim “Ben de.”

Bu bana olağanüstü bir gülümseme kazandırdı. ”Sanırım haklısın. Ben senin uyuduğundan biraz daha fazla uyumuşumdur.”

“Bahse girerim öyledir.”Aklımdaki bu değildi. Kendim uyumaktansa onun uyumasını izlemeyi tercih ederdim.

“Peki, sen ne yaptın dün akşam?”diye sordu Bella. Ah, bir bilseydi.

Kulağa düşündüğüm kadar beceriksizce gelmediğini umarak,kıkırdadım. ”Hiç çansın yok.” dedim sorusunu kolayca geçiştirirken. Gerçeği nasıl karşılayacağından hiç emin değildim. Tabi ki, tüm bu - Cullen’ların - vampir olma durumlarının harika şekilde üstesinden gelmişti, hatta hiç korkmamıştı. Fakat eminim ki her kız bir erkeğin -hele de sevdiği erkeğin- geceleri sinsice odasına girip uyumasını izlemesinden dehşete düşerdi. ”Bugün benim soru sorma günüm.”

“Ah, doğru ya.”dedi üzgün bir sesle. Kaşlarını birleştirdi ve alnı kırıştı. “Ne bilmek istiyorsun?”

Ciddi bir yüz ifadesi takındım. “En sevdiğin renk ne?” diye başladım.

Bella güzel kahverengi gözlerini devirdi.”Günden güne değişiyor.”

“Bugün en sevdiğin renk ne?”diye sordum, ölüm kalım meselesiymiş gibi davranmaya devam ederek.

“Galiba kahverengi.”

Tıslamamı tutamadım.”Kahverengi?” Daha önce en sevdiği renk kahverengi olan biriyle hiç karşılaşmamıştım.

“Tabi ki.Kahverengi sıcaktır.Kahverengiyi özlüyorum.Kahverengi olması gereken her şey –ağaç kabukları,kayalar,çamur – burada ıslak yeşil.”

Kızgınlık heyecanını almıştı. Gerçekten çok eğlenmiştim. Bu kız hakkında öğrendiğim her şey onu daha çok sevmeme sebep oluyordu.

“Haklısın.”dedim. “Kahverengi sıcaktır.”

Ona dokunma – bu kızla fiziksel bir iletişim kurma – dürtüsü bu kez diretti. Uzandım ve çabucak ama elimden geldiğince de dikkatlice saçını omzunun arkasına aldım.Kahverengi, sıcak.

Artık okul park yerindeydik fakat sıcak arabadan ayrılmaya henüz hazır değildim. Daha doğrusu ondan ayrılmaya henüz hazır değildim.

“Şu anda CD çalarında hangi müzik var?”diye sordum, ciddi sorgular tavrımı devam ettirerek.

“Linkin Park.”diye fısıldadı bir dakika sonra, hafif utanmış bir sesle. Gülümsedim ve CD çalarımın altındaki kısımdan bahsettiği CDyi çıkardım. Ona meraklı bir gülüşle uzattım.

Tek kaşımı kaldırıp sordum “Debussy ve bu?”

Bella başıyla onaylamadan önce CDyi bir dakika tarttı. “Sanırım.”

Bütün gün hızlı, akıcı sorularıma devam ettim.Onunla olduğum her an – tabi ki yeterli değildi – ona sorular sordum. Hakkında her şeyi bilmek istiyordum ve hala öğrenecek çok şey vardı. Öğrenecek çok şey. Hatta eğer sonsuzluğa sahip olsak bile, eminim ki hala yanımdaki bu kız hakkında her şeyi biliyor olmayacaktım. Çok karmaşık, derin ve iyiydi.

Onunla özellikle kitaplarla ilgili konuşmayı sevdim. Daha önce okumayı benim kadar seven hiç kimseyle – vampir ya da insan – tanışmamıştım. Fakat Bella bu kategoriyi de yıkıyordu. Sonunda ona en sevdiği kitabı sorduğumda, cevap veremedi.

“Bu şimdiye kadarki en kötü soru.”dedi.

“Neden?”diye sordum.

“Cevap veremem. Çok fazla harika kitap var. En güzelini seçemem.”

“En azından dene.”

“Gerçekten yapamam. Senin en sevdiğin kitap hangisi?”

“Hey, şu anda sorma sırası bende.”

“En azından dene.”dedi nerdeyse alaycı bir tavırla, büyük yakıcı kahverengi gözlerini üzerime dikerek.Ve bana insanları büyülediğimi söylüyordu.İnsanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığı hakkında fikri yoktu.

“Yapamam.”diye geveledim.

“Tuş!”


Sorularımdan bazıları yanaklarını kızarttı, ki bu bana merak edecek daha fazla soru verdi. Kanı yanaklarına hücum ettiği her seferinde ağzımı sulandırdı. Her seferinde güzelliğini daha da arttırdı. Onun kadar güzel kokan birinin aynı zamanda bu kadar güzel olması gerçekten insaflıca değildi.

Kimi zaman cevapları beni rahatsız etti. Beni sevdiğini biliyordum ama beni ne kadar sevdiğini bilmemek, acıtıyordu. Biliyordum ki uzun vadede ona sadece acı verecektim.

“En sevdiğin doğal taş hangisi?”diye sordum gelişi güzel.

“Kehribar.”dedi cevaplamadan önce yüzü domates gibi kızararak. Çok güzel bir domates, tabi ki. Neden bu kadar utandığını söylemesi için ikna etmeye çalıştım ama söylemedi. Şu anda aklını okuyabilmeyi ne kadar isterdim. Sanırım bana söylemesi için onu “büyülememe” izin vermemeye çalışıyordu. Sonunda, galip geldim – her zaman yaptığım gibi.

“Gözlerin bugün kehribar rengi.”dedi iç çekip saçıyla oynayarak.”Sanırım iki hafta içinde sorsaydın, oniks derdim.”

Kızgınlığımın dışarı çıkmasına izin vermedim. Ondan uzak durmadığım için çıldırmış olmalıydım, bana aşık olması için bir şans verdiğim için. Fakat bunu bilmesini sağlayamazdım o yüzden çabucak sorgulamama devam ettim.

Biyoloji yine zordu. Bütün vaktimiz boyunca ona uzanmak ve dokunmak istedim. Yanağına elimle dokunmam ve kanın tenine çıkmasını izlemek. Elini tutmak ve teninin benimkine karşı sıcaklığını hissetmek. Bella da aynı sıkıntıyı çekiyor gibi görünüyordu. Otururken çenesini sıkmıştı. Masanın üstünde kollarını kavuşturmuş, parmaklarıyla sıranın kenarını sıkıca kavramıştı.

Onunla yine beden eğitimine yürüdüm ve yine kendimi tutamayarak yanağını okşadım. Bu her dakika daha da zorlaşıyordu. Bütün kuralları yıkmak istedim hatta onu hayatta tutacak kuralı bile. Fakat Jasper’ı haklı çıkaramazdım. O istisna olacaktı. Onun ölmesine izin veremezdim.

Beden eğitiminden çıktığında onu bekliyordum. Benim, ardında acı çeksem de, gülümsemeye başladığımı görünce o da çabucak zorlanıyormuş gibi gülümsedi. Beni görmek için bu kadar heyecanlı olmamalıydı. Bu onun için çok tehlikeliydi.

Sorularımı zorlaştırdım, bu kez Arizona hakkında her şeyi bilmek istiyordum, hiç gitmediğim ve büyük ihtimalle hiç de gitmeyeceğim yer. Arizona’da neyi özlemişti? Her şey nasıl görünüyordu? Böyle yerleri sadece resimlerden görmüştüm, var oluşumdan bu yana son seksen yılı yağmurlu kentlere hapsolarak geçirmiştim.

Evinin önünde saatlerce oturduk, ben sordum ve o karmaşık cevaplar verdi. Kokusu ağzından çıkan sıcak nefesle arabanın içine daha da güçlü dolmuştu. Yine de onu öldüremeyeceğimi biliyordum. Tamamen güvendeydi. Artık nadiren fark ettiğim kokusuna alışıyordum. Bilerek derin bir nefes aldığımda bilinçaltıma kayıt oluyor ve hatta görmezden gelmek çok kolay oluyordu.

“Bitti mi?”diye sordu ardı ardına gelen sorularım durunca.

“Yaklaşamadık bile.”dedim gülümseyerek.”Fakat baban az sonra evde olacak.”

“Charlie!” Bella nefesini tuttu.”Ne kadar geç oldu?” gökyüzüne baktı ama tabi ki her zamanki koyu bulut katmanı vakti anlamasına yardımcı olmadı.

“Alacakaranlık,”diye mırıldandım bulutlara bakarak. Dalgın. Tekrar ona baktım.”Bizim için günün en güvenli vakti. En kolay vakti. Ama aynı zamanda en hüzünlü… Bir başka günün daha sonu, geceye geri dönüş. Karanlık ne kadar tahmin edilebilir, değil mi?”

Biliyorum kulağa çok klişe ve bayat geliyordu, karakterin nerde ne söyleyeceği kelimesi kelimesine planlanmış -- iyi düşünülmüş bir filmin şık satırları gibi. Ama aklıma gelmişti ve söylemek zorundaydım. Bella’yla iken her şeyi söylemek zorundaydım.

“Geceyi severim. Karanlık olmadan yıldızları asla göremeyiz.” Dudaklarının kenarları aşağı kıvrıldı. “Burada pek fazla göremiyoruz.”

Güldüm.

“Charlie birkaç dakika içinde burada olacak.”dedim ona. “Yani, eğer ona cumartesi günü benimle olacağını söylemek istiyorsan…” tek kaşımı kaldırdım.

“Teşekkürler, ama hayır sağ ol.”diye cevapladı çabucak, eşyalarını toplarken. “Yani, yarın yine benim sıram?”

“Kesinlikle hayır! Sana bitmediğini söyledim, değil mi?”

“Daha ne kaldı ki?”

“Yarın görürsün.”

İçimdeki centilmen, her ne kadar beni ona tehlikeli şekilde yakın kılsa da, karşıya geçip kapısını açmamı sağladı. Kalbinin hızlandığını ve bir an için nefesinin durduğunu duydum fakat o an beni donduran şey bu değildi.

“İyi değil!”diye homurdandım.

“Ne?”

Bir saniyeliğine Bella’ya bakış attım “Başka bir karışıklık,”diye cevap verdim asık suratla.

Çabucak kapıyı açtım ve ne kadar Bella’ya daha da yakın olmak istesem de, ondan uzaklaştım. Farlar Bella’nın dikkatini çekti ve ona çabuk acılı bir gülümsemeyle karşılık verdim.

“Charlie köşeyi dönüyor.”diye uyardım onu.

Ve sonra doğru düzgün vedalaşmadan Euphraim Black ve onun her şeye burnunu sokan soyuna lanet ederek ayrıldım.



Not: Doğru olup olmadığını bilmiyorum yüksel ihtimal bu doğrusu yada fanların yaptığı bir şeydir yinede okumak lazım =)